Savaştan 1 Mayısa Bakmak – Hevi Devrim

329

1 Mayıs, işçi sınıfının burjuvazinin karşısına sınıf olarak dikildiği bir gün haline geldiğinde ancak kavga günü olabilir. Bu da işçi sınıfının birliğini sağlayabilmesi, kendi davası için dövüşebilmesi ile olur.

Bu yıl emperyalist işgal ve savaş gerçekliğinin içerisinde gidiyoruz 1 Mayıs’a. Emperyalist güçler arası çelişki ve çatışmaların, artık siyasetin en yoğunlaşmış hali olarak savaşa evrildiği bir zaman dilimindeyiz. Ukrayna’da yaşanmakta olan savaş, gerilemekte olan ABD emperyalizminin, buna dur deme arayışı ve hamlelerinin bir sonucu olarak patlak verdi. Yine bu savaş, NATO tarafından çevrelenmiş olan Rusya’nın (Çin’le ittifak ilişkisi içerisinde, onun desteğiyle), artık buna sessiz kalamayacak bir güç olarak sahneye çıkışının da bir ifadesidir. Ukrayna-Rusya savaşı ile birlikte, emperyalist kapitalist güçlerin rekabet ve güç mücadelelerinin askeri sahada artık boy ölçüşme düzeyine geldiğini söyleyebiliriz.

Emperyalist kapitalist güç mücadelesinin bir sonucu olarak -kışkırtıcısı veya başlatıcısı kim olursa olsun- yaşanmakta olan bu savaşta, Sovyet devriminin değerlerini ve kazanımlarını yok ederek inşa olan oligarkların rejimine ve onun savaş politikasına karşı çıkan Rusya halklarının; NATO’nun Rusya’yı kuşatma operasyonunda adeta bir uç beyi gibi konumlanan Ukrayna’daki neo nazi destekli faşist devlete karşı duran Ukrayna halklarının ve elbette Donbass’da kendi kaderlerini tayin etmek için 2014’ten beri Ukrayna’daki faşist rejime karşı direnen Donetsk ve Lugansk halklarının yanıdır. Sınıf olmanın ilk koşulu, sermaye sınıfına karşı sınıfın birliğiyse, emperyalist kapitalist savaşa karşı pusulamız işçi sınıfı ve ezilenlerin devrimci enternasyonalizmini şiar edinmektir.

Sol hareketin çokça hatırladığı ve hatırlattığı bir Leninist taktiktir; emperyalist-kapitalist savaşları devrimci iç savaşa dönüştürmek. Burada Lenin, esas itibariyle savaşı sınıflar arası bir savaşa çevirmenin politikasını oluşturur. Enternasyonalizmin gereği de budur. Soyut anlamda bu, sıkça gündemleştirildi. Somut maddi bir karşılık oluşturmayı gerektirmeyecek her durumda olduğu gibi, yakın zamanda Ukrayna savaşı üzerinden de bağlamlı bağlamsız bu taktiğe çokça atıf yapıldı. Öte yandan Türkiye tekelci burjuvazisinin güç yükseltimi ve devletin bekası ekseninde süreklileştirdiği Kürt savaşı söz konusu olduğunda, mesela Rojava’ya, Güney Kürdistan’a dönük işgal savaşlarında, somut bir karşılık oluşturacak şekilde gündemleşmesi gereken durumda ise bu siyasal tutum, hiç hatırlanmadı, hatırlanmıyor.

Bugün, Güney Kürdistan’da Kürt Özgürlük Hareketinin üslendiği alanlara dönük, sömürgeci faşist TC devletinin yürüttüğü işgal savaşının yeni bir etabıyla karşı karşıyayız. Faşist TC ordusu 2021’de Gare’de yenilmiş, 24 Nisan’da başlattığı işgal saldırısında da istediğini alamamıştı. Bu anlamda AKP-MHP faşist iktidarı için 2021, Kürt savaşında kayıp bir yıl oldu diyebiliriz. 2022 Newrozu’nun güçlü bir sahiplenme ve coşku ile kutlanması; Kürt halkının meydanlara da yansıyan baş eğmez duruşu, bir anlamda gerilla hareketinin bu başarısının sonucudur. Kürt halkı, özyönetim direnişleri sonrası artan baskı ve zorun da etkisiyle, son yıllarda sokağa daha az çıkarken, bu yıl yeni bir silkiniş yaşadı. Newroz alanlarında, Öcalan’ı sahiplenen sloganları çok yaygın bir şekilde attı ve bir nevi yeniden irade beyanında bulundu.

Kürt savaşı, sömürgeci faşist Türk devleti için bir beka meselesidir ve bir nevi partiler üstüdür. Bu tartışılmaz. AKP-MHP faşist iktidarının başlatmış olduğu (tüm burjuva muhalefeti kendisine yedekleyerek) Avaşin-Zap-Metina hattındaki yeni işgal hamlesi, aynı zamanda Newroz’da bir kez daha açığa çıkan iradeyi kırmak içindir. Elbette Ukrayna-Rusya savaşının oluşturduğu konjonktür de bu işgal savaşı için oldukça uygun koşulları oluşturmaktadır. Türkiye, Ukrayna savaşının bir kez daha alt çizme yapmış olduğu jeostratejik konumunu da değerlendirerek, savaşın tarafı olan iki emperyalist klikle de iş tutabilecek bir konumlanış içinde hareket ediyor. Bu yürütmüş olduğu denge siyasetinin kendisine tanıdığı fırsatları değerlendirerek Rojava ve Güney Kürdistan’da Kürt özgürlük mücadelesinin kazanımlarını yok etmeyi hedefliyor; konjonktürün sunduğu imkanları kullanarak, kendisi için beka sorunu haline gelen Kürt halkının özgürlük mücadelesini boğmak için yeni bir atak yapıyor.

Uzaktaki bir savaşa karşı tutum almak kolaydır. Kendi ülkenin yayılmacı-sömürgeci siyasetine, bunun ürünü olan işgal ve savaşlara karşı nasıl tutum aldığındır senin devrimci-komünist karakterini belirleyecek olan. Kürt halkının tepesine yağan bombanın hesabını sormadan kimse kendisine devrimci-komünist diyemez.

Faşist iktidarların karakteristik özelliğidir, içteki sıkışmayı, yayılmacı savaşlarla, işgallerle aşmaya çalışırlar. Güney Kürdistan savaşının bir ayağını da bu oluşturmaktadır. Zira savaşla birlikte iyice köpürtülecek olan şovenizm, mutfaktaki yangını unutturamasa da perdeleyecektir. O halde işçi sınıfının kendi sınıf kardeşlerine düşmanlığını körüklemenin ifadesi olan şovenizme karşı güçlü bir duruş örgütlemek elzemdir. Diğer yandan Türkiye işçi sınıfı, Kürt halkına ölüm yağdıran bu savaşa, sadece mutfaklarında yaşanan yangını büyüttüğü (ve perdelediği) için değil ücretli kölelik zincirinden kurtuluşunu imkansız hale getirdiği, toplumsal kurtuluşun öznesi olarak kendisini var etmesini ketlediği için karşı durmalıdır. Çok açık ki, savaş konjontüründe yürüdüğümüz bu 1 Mayıs’ta eğer işgal savaşına karşı sesimizi yükseltmezsek, 1 Mayıs’ın özüne yakışır bir pozisyon almamış oluruz.

Sermayenin varlığını sürdürebilmesi, kendi mezar kazıcılarını kötürüm hale sokabilmesi, işçileri bölüp birbirinin karşısına dikmesiyle mümkün hale gelir. Birliğini sağlamış; cinsiyet, din-mezhep, ulus vb. gibi tüm farklılıklarını ayrışmanın (sınıfı bölen ve sınıf düşmanıyla yan yana saf tutturan en etkili illetlerden biri şovenizmse diğeri cinsiyetçilik ve heteroseksizmdir) değil, toplumsallaşan proletaryanın bütünsel mücadelesinin birer aksı haline getiren bir sınıfın varlığı, burjuvazi ve devletinin kabusudur.

Türkiye işçi sınıfı, mülksüzleştirme saldırıları ve yıkıcı proleterleştirme dalgalarıyla niceliksel olarak büyüdüğü gibi bilgi ve uzmanlıkları, beceri ve yetenekleri farklı birçok toplumsal kesimin işçileşmesiyle niteliksel olarak da gelişmiştir. Ancak bu, sadece iktisadi olarak bir sınıf durumuna işaret eder. Siyasal anlamda ise kendisi için sınıf olma durumu -yani toplumsal kurtuluşun öznesi olarak sınıfın inşası- sınıfsal ve toplumsal mücadeleler içerisinde, sermayenin her türlü ayrıştırma ve bölme stratejilerinin boşa çıkartılması ile mümkündür.

Buradan tekrar Kürt savaşına gelirsek; bu savaş, işçi sınıfı ve emekçilerin içinde bulundukları yoksulluk ve sefaletin; bir cendere misali sürekli onları sıkıştıran ve bir deli gömleğine hapseden özgürlük yoksunluğunun müsebbibi olan sınıf düşmanını perdeleme rolü oynamaktadır. Kürdüyle Türküyle işçi sınıfının kurtuluşu, faşizmi yıkmaktan geçmektedir. Tam da bu yüzden Türkiye işçi sınıfının ücretli kölelik koşullarını bilince çıkarmasını zorlaştıran ve onu düşmanının safına asker yazdıran bu savaş, Türkiyeli komünist ve devrimcilerin birincil gündemi olmak zorundadır. Türkiye işçi sınıfı Kuzey Kürdistan’da, Güney Kürdistan’da ve Rojava’da sürdürülen sömürgeci işgal ve savaşa karşı durarak sınıfsal birliğini sağlayabilir ve sermaye sınıfının karşısına bir sınıf olarak çıkabilir. Kürt halkının sömürgecilik boyunduruğundan kurtuluşunu savunmaksızın Türkiye işçi sınıfı kendi kurtuluşunu gerçekleştiremez.

Tam da bu yüzden bize düşen görev; işçi sınıfı ve ezilenleri, şoven dalganın etki alanından kurtararak sömürgeci savaşa karşı örgütleyecek bir taktik hat oluşturmaktır. Bombaların yankısı Kürdistan dağlarının ötesine taşmalı. O sese ses olmalı, o direnişe Türkiye metropollerinde yankı oluşturmalıyız. Türkiye ayağında Kürdistan’daki savaşı adım adım sınıflar arası bir savaşa dönüştürecek bir mücadele hattı örmeliyiz. Bir yanda fiili meşru mücadeleyi büyütür, Kürt halkının mücadelesini kendi mücadelemiz kılarken, diğer yanda kitlelerin önün açacak, onlara yön gösterecek militan-öncü eylemleri örgütlemeliyiz. Bu savaşı, ancak Türkiye metropollerine taşıyarak yürütülemez hale getirebilir, halkların birleşik devrim mücadelesini yükselterek faşizmi yıkabiliriz. 2022 1 Mayısı bunun manivelası olsun.

Hevi Devrim

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız